Doğumunun 100. yılı anısına: Fidel Castro’nun Sierra Maestra yolculuğu

18 Aralık’ta beş kişi de onlara katıldığında Fidel’in Raul’a ilk sorduğu şey “Kaç tüfek getirdin?” olmuştu. Raul’dan aldığı “beş tüfek” yanıtı Fidel’in yüzünü parlatmış ve coşkuyla “Sahip olduğum ikisiyle bu yedi yapar! Evet, şimdi biz savaşı kazandık!” der. Bundan sonra köylüler tarafından bir gerilla daha kampa getirildi ve kişi sayısı dokuza yükseldi. Yeni bulunan bazı arkadaşları ve kendilerine katılan köylülerle birlikte savaşçı sayısı 21’e yükselmiştir. Silah sayısı ise o an için 12 idi. Dağlardan kentlere devrimin yolu bu sayılar üzerinde yükselecektir


Meksika bağımsızlığını kazandıktan sonra Avrupa ve Latin Amerika ülkelerinden siyasi nedenlerle gelenlerin sığınma yeridir. 1938 İspanya İç Savaşı’nda kral yanlılarına yenilen Cumhuriyetçilerden de bu ülkeye çokça sığınan olmuştur. Bunlardan biri de üst rütbeli subaylardan olan Alberto Bayo’dur. Bayo, ailesiyle Meksico City’de yaşar ve bir akademide askeri strateji üzerine dersler verir. Bir gün karşısına Meksika’ya yeni gelmiş, 29 yaşında bir genç çıkar.

O genç, çeşitli yolları geçmiş ve yeni hayallerle Meksika’ya geçmiş Fidel Castro’dur. Castro 26 Temmuz 1953’te başarısızlıkla sonuçlanan Moncada Kışlası baskınından sonra hapis yatarken kamuoyunun yürüttüğü af kampanyası sonucu arkadaşlarıyla birlikte serbest bırakılmıştır. Öncesi için bir parantez açarak belirtelim: Fidel Castro’nun 15 yıllık, arkadaşlarının çoğunluğunun da yedi yıllık hapis cezası vardır ve hapisliklerinin henüz 22 ayını doldurmamışlardır. Cunta iktidarı, halkın baskısı karşısında psikolojik üstünlüğü elden bırakmamak adına tutsakları şartlı salıvermeyi dayatır. Ancak hapisteki Fidel bu öneriyi yazılı bir mesajla reddeder:

Bugün bizi insanların gözünde küçük düşürmeye çalışıyorlar. Ya da bizi hapiste tutmak için bahane arıyorlar. Rejimin çıkarmaya çalıştığı afla ilgilenmiyorum. Rejim halka karşı suç işliyor ve bizi rehin tutuyor. Bugün biz siyasi bir tutsaktan fazlasıyız; diktatörlüğün rehineleriyiz. Bizler haklarımızdan zorla alıkonulabiliriz. Fakat kimse mahrum bırakıldığımız haklarımızı geri almak için beş para etmez şeyler öne süremez. Özgürlüğümüzü kazanmak için bir gram taviz vermeyeceğiz.[1]

Moncada eylemcileri halk arasında bir süredir “26 Temmuz Hareketi” olarak anılmaktadır. Fidel’le birlikte hapisten çıkan ve dışarıda kendilerini destekleyen arkadaşları 26 Temmuz Hareketi’ni sorumluluk ve işbölümü çerçevesinde örgütsel bir yapıya kavuştururlar. O arada, diktatör Batista’nın yanında yer alan ABD’nin ajanları Fidelistaları yakın takiptedir. İçeriden çıktığı bir-bir buçuk aylık sürede mücadeleyi Küba’dan yürütmenin koşullarının kalmadığını anlayan Fidel, Meksika’ya geçmeye karar vermiştir.

Cuntacılar ve Küba halkı, Fidel’in ülkeden ayrıldığını, kendisi yerine ulaştıktan sonra Bohemia gazetesinde yayınlanmak üzere bıraktığı mesajla öğrenmiş olur:

Küba’dan ayrılıyorum çünkü barışçıl mücadelenin tüm kapıları bana kapatıldı. Serbest bırakıldıktan altı hafta sonra her zamankinden daha fazla ikna oldum ki, diktatörlük Küba halkının sabrına rağmen yeni suçlar üreterek yirmi yıl daha iktidarda kalma niyetini değişik yollarla maskelemiş. Ama bu sabrın bir sınırı var. Marti’nin bir takipçisi olarak şuna inanıyorum ki haklarımızı alma saati gelmiştir. Hakları elde etmek için yatma, yalvarma değil savaşma zamanıdır. Karayiplerde bir yerde kalacağım. İnsan bunun gibi yolculuklardan ya dönmez ya da tiranlığın başı zorla o kişinin ayakları altında kesilmiş olarak döner.[2]

Fidel’den önce de provokasyon niteliğindeki bir bombalama eyleminin faili niteliğinde aranan Raul Castro ise abisinden önce Meksika Büyükelçiliği'ne iltica etmiştir.

Örgütlenme ve mücadele açısından kimi yöneticileri Küba’da bırakmış olan Fidel’in, Meksika’da yapacağı çok fazla işi vardır. Öncelikle devrime inanan ve savaşacak nitelikteki insanları bulup tanıması, sonra onları barındıracak, eğitecek, savaşacak silahları temin etmesi ve de kendilerini Küba kıyısına ulaştıracak bir deniz aracı satın alması gerekmektedir. Böyle bir planlama yaparken Meksico City’de Alberto Bayo’yu tanımış ve askeri eğitim için ondan iyisinin olmayacağı düşüncesiyle Albay’ın karşısına çıkmıştır: “Bana toplayacağı askerlerini eğitip eğitmeyeceğimi sordu. Onları topladıktan, yemeleri, giyimleri, silahlanmaları ve Küba’ya gitmeleri için gemi almaktan, gerekli lojistiği sağladıktan sonra benden eğitim yaptırmamı istiyordu. ‘Haydi canım’ diye düşündüm. Bu genç adam tek eliyle dağları kaldırmak istiyor. Ama onu memnun etmek yatıştırmak için ‘peki’ dedim. ‘Peki Fidel söz veriyorum her şey hazır olduğunda o çocukları eğiteceğim.’ İşlerim vardı ve ancak kendisine üç saat ayırabileceğimi söylediğimde itiraz etti. Tam günümü vermemi istiyor, kendi evimde oturmuş bana bas bas bağırıyordu: ‘Sen Kübalısın! Bize yardım etmek senin görevin!’ Castro sonunda istediğini elde etti. Coşkusu ve inancı bana da bulaştı. İyimserliği bana da geçti. Düşündüm ki bu adam dağları yerinden oynatmak istiyor. O gün orada Fidel’e öğretmenlik yaptığım yerlerden istifa edeceğime ve zamanımı adamlarını eğitmeye adayacağıma söz verdim”[3] diye anlatır Albay Alberto Bayo.

İlk bakışta her şey çocuk oyuncağı gibi görünebilir; 29 yaşında olsa da şakası olmayan, devrimi planlamış ve gecesini gündüzüne katarak planın aşamalarını hayata geçirmekle uğraşan Fidel’dir o. Kübalıları bilgilendirmek, onların manevi ve maddi desteğini almak için ekonomik ve siyasi baskılar nedeniyle öteden beri göçmen olarak yaşadıkları Bahama Adaları ve Miami’ye gider. Oralarda toplantılar yapıp dayanışma platformları, dernekler kurulmasını sağlar ve yapacağı işler için kim ne verirse para toplar. Fidel üstelik gittiği yerlerde inandırıcı olmak için iki yıl içinde Küba’ya ulaşacaklarını da belirtir. Ve plana dair bütün aşamaları buna göre ayarlar. “Sizi 1956 yılında tam, doğru bir yaklaşımla bilgilendirebilirim. Harekete geçtiğimizde ya özgür ya da şehit olacağız”[4] diye konuşur. Arada arazi eğitimi ve siyasal çalışma için kullandıkları Che’nin adına kiralanan bir kasaba çevresindeki çiftlik evinin açığa çıkmasıyla hapse düşmeleri de vardır. Kırık dökük halde gizlice satın alınıp tamir edilen Granma yatının hazırlanması da önemli işler arasındadır. Meksika’daki durum böyle iken 26 Temmuz Hareketi’nin Küba’daki sorumluları da aynı paralelde çalışmalarını sürdürmektedirler.

Yeri gelmişken Che’nin, Meksika’da tanıştığı Fidel’in grubuna katılmasına dair Arjantinli bir gazeteciyle yaptığı röportajdaki sözlerine kulak vermek daha yerinde olur:

Fidel benim üzerimde olağanüstü bir insan izlenimi bırakmıştı. Olanaksıza karşı kafa tutuyor, isyan ediyordu. Bir kez yola çıktığında Küba’ya varacağına, bir kez vardığında da ve mücadeleye başladığında yeneceğine sarsılmaz bir inancı vardı. İyimserliğini paylaşıyordum. Harekete geçmek ve savaşmak zorunluydu. Ülkesinin insanlarına ona güvenebileceğini kanıtlaması gerekliydi. Çünkü ne söylüyorsa onu yapıyordu.[5]

Fidel Castro “Kitaplar bize bu ülkede devrim olamayacağını öğretir ama biz bunu başardık” demiştir ki, başarıda onun kişisel özelliklerinin ayrı bir yeri vardır. Alberto Bayo’nun ailesinin geçimini sağlamak yanında, militanların barındığı evlerin kiralanması, kimin kiminle barınacağı, ne yiyip içeceklerine kadar her ihtiyacın karşılanmasını Fidel kendine dert edinmiş ve bütün sorunları aşama aşama çözüme götürmüştür. Aynı şekilde belli bir yük kapasitesi olan Granma yatına binecek savaşçı sayısı, süt paketi, konserve, ekmek, portakal ve içme suyu da özel olarak hesaplanarak yükleme buna göre yapılmıştır.

Küba’daki 26 Temmuz Hareketi’nin yöneticileriyle şifreli yolla görüşmeler çerçevesinde kendileriyle ilişki kuracak kişi ve birimler de hazır ediliyordu. Fidel ayrıca Granma’nın hareketinden önce bir broşür hazırlayıp 2000 adet bastırmış ve Meksikalı bir arkadaşıyla Küba’ya göndermişti. Ülkedekiler onu 50 bin adet şeklinde çoğaltıp dağıtmalıydılar. Broşür "Köprüler var yakıldı; ya anavatanı her ne pahasına olursa olsun feth edeceğiz -o zaman haysiyet ve onurla yaşayabiliriz- ya da vatansız kalacağız”[6]cümlesiyle bitiyordu.

Ve Granma yatı 25 Kasım 1956’da Tuxpan Limanı'ndan 82 yolcusuyla ayrılmıştır. Olumsuz deniz şartları nedeniyle zorlu bir yolculuk olur. Karaya çıkacakları noktayı tutturamasalar da planlanmış olandan iki günlük gecikmeyle 2 Aralık saat 4’te Küba kıyısında olurlar. Ortalık karanlıktır. Fidel, Granma’nın seyir subayına “Küba’da olduğumuzdan emin misin?” diye sormuştu. Evet Küba kıyılarındaydılar ama istedikleri noktada değil. Saatlerce kalçalarına kadar gömüldükleri dikenli bataklıktan kurtulmaya çalıştılar. Odun kömürü üreticisi bir çiftçinin evine rast geldiklerinde, Fidel kendini tanıttı: “Ben Fidel Castro. Arkadaşlarım ve ben Küba’yı özgürlüğüne kavuşturmaya geldik. Bizden korkmanıza gerek yok çünkü biz köylülere yardım etmek için buradayız. Köylülere çalışacakları toprak, ürünleri için pazar çocukları için okul ve ailelerine insanca yaşayabilecekleri evler vereceğiz. Yiyecek bir şeylere ihtiyacımız var ama bunun için sana para ödeyeceğiz.”[7] Angel Rosabal adlı çiftçinin evinde dinlenip yemeğe hazırlandıkları sıra silah seslerinin duyulmasıyla basıldıklarını anlamış olarak uzaklaşmaya başladılar. Castro iki arkadaşıyla ağaçlık bir tepeye gizlenmeyi başardığında askerlerin sesi kulaklarına kadar geliyordu.

Fidel’in yanındakilerden biri Meksika’da kendisinin koruma görevini yapan Universo Sanchez, diğeri eczacı olan Faustino Perez’di. Saklandıkları yer havadan didik didik ediliyordu. Yerlerinin tespit edildiğini anladıkları için oradan çıkıp bir şeker kamışı tarlasına sığındılar. Çiftçinin evinde baskın yediklerinde Sanchez silahını almış ama botlarını giymeye vakit bulamamıştı. Perez ise silahını alamamıştı. Fidel’in silahı ise yanındaydı. Şeker kamışı tarlasında üç gün boyunca bulundukları noktadan çıkmadan saklanıp açlık ve susuzluklarını şeker kamışını emerek bastırmaya çalıştılar. Yakınlarında ise çok sayıda öldürülen arkadaşlarının olduğunu tahmin etmeleri zor değildi. Durum pratik olarak umut vadetmese de Fidel başka türlü düşünüyordu. F. Perez oradaki üç günü şöyle anlatacaktı:

Fidel Sierra’da yolumuza devam etmemizi istiyordu. Arkadaşlarımızı bulacağımıza inanıyordu. Ona kalırsa akşamüstü ya da ertesi sabah yola çıkmalıydık. O bunları söylerken, ben belki bir ateşkes yapabileceğimizi düşünüyordum. Ama Fidel devrim yolunda ilerlememiz için, yapmamız gereken mücadeleden bahsediyordu. Konuşmak için, kafalarımızı birbirine yapıştırıyor ve fısıldıyorduk çünkü ordunun etrafımızı çevirdiğinden emindik. Bu fısıltılar arasında Fidel, her zamanki coşkusuyla gelecekteki planlarından bahsetti. Sadece gelecek planlardan değil, aslında başka şeylerden de bahsetti. İlk defa Fidel’in başka şeylerden bahsettiğine tanık oldum, hayatın anlamından, bizim mücadelemizden, tarihten, bunun gibi şeylerden konuşuyordu…. Ve ilk defa Marti’nin bir lafını Fidel’in ağzından duydum: ‘dünyanın tüm şaşaası bir mısır taneciğinin içine sığabilir.’ Marti’nin bu sözünü biliyordum ama böyle bir durumda ilk defa duyuyordum; hayatın bir devrim için ne anlama geldiğini ve bir insanın kişisel hırsları için savaşmamasını, şöhret için bile savaşmaması gerektiğini anlatıyordu… Bir devrimcinin halkı için hareket etmeye kendini mecbur hissettiğini ama aynı zamanda bundan hoşnut olduğunu, başkaları için savaşmanın, halkı için savaşmanın erdemini söylüyordu. Söylemek istediğim beni en çok etkileyen şey, farklı şeylerden konuşmasıydı. Ülkeyi düzenlemekle, Küba halkıyla, Küba’nın tarihi ve gelecekle ilgili şeyler. Ve devrim yapmanın gerekliliğiyle, gerçek bir devrim yapmanın! O günlerde Marksizm’den, komünizmden konuşmazdık. Sosyal bir devimden bahsediyorduk.[8]

U.Sanchez’in anlattıkları da Perez’in anlattıklarını destekler nitelikteydi:

Fidel bana ve Faustino’ya cesaret vermek için konuşmaya başladı: Devrimin nasıl yapılacağından ve gelecekten bahsetti. Devrim programını anlatıyor ve bize moral vermeye çalışıyordu. Kendini hiç yenilmiş hissetmiyordu. Arkadaşlarımızla tekrar bir araya geleceğimizi söylerken iyice coşuyordu. Bir ara deli olduğunu düşünmeye başladım. Kendi kendime ‘Allah kahretsin adam delirdi’ dedim. Öldürülürsem ailemin ortadan kaybolduğumu zannetmemeleri ve yaptığım işi anlamaları için süngünün ucuyla tüfeğime adımı kazdım.[9]

Cunta hükümeti 13 Aralık’ta ayaklanma hareketinin sona erdiği ve isyanın bastırıldığı açıklamasını yaptı. Öldürülen isyancıların cesetleri gemiyle Havana’ya taşınmıştı ki cesetler param parça tanınmaz biçimdeydi. Hükümet bunların arasında Fidel ve kardeşi Raul’un da olduğundan emin olarak bir açıklama bile yapmıştı.

Fidel ve iki yoldaşı şeker kamışı tarlasından paçavraya dönmüş halde çıkıp dağlara doğru, kendilerine yardım edeceği önceden bilinen hareketin dağ kadrosundan Guillermo Garcia’yı bulma yolunda ilerlemeye başladı. Günler süren arayışları sonuç verdi; evi buldular ve köylü devrimci G. Garcia da yanına aldığı köylülerle günlerdir arazide arama tarama içindeydi. Fidel ve iki arkadaşı, Garcia’nın evinde birkaç gün dinlendi ve Fidel onunla bir gece boyunca dağ yöresindeki köylüler ve ilişkilerine dair her şeyi konuştu.

Fidel ve iki arkadaşı Garcia’nın rehberliğinde dağ eşkıyası olarak tanınan Mongo Perez’in tepelerin birindeki kulübesine yollandılar ve onun yakınına kamp kurdular. Arama tarama yapan köylüler Raul ve dört arkadaşını buldukları haberini getirmişti. Fidel, bulunanların kendilerinden olup olmadığı üzerine bir soruşturma yürüttü. Ve 18 Aralık’ta beş kişi de onlara katıldığında Fidel’in Raul’a ilk sorduğu şey “Kaç tüfek getirdin?” olmuştu. Raul’dan aldığı “beş tüfek” yanıtı Fidel’in yüzünü parlatmış ve coşkuyla “Sahip olduğum ikisiyle bu yedi yapar! Evet, şimdi biz savaşı kazandık!” der. Bundan sonra köylüler tarafından bir gerilla daha kampa getirildi ve kişi sayısı dokuza yükseldi.

Che’nin de o sıralarda bir yerde sağ olması gerekiyordu. Che ilk bozgun yedikleri Alegria de Pino’da omzundan yaralanmıştır. Önce Che ve yanında altı arkadaşının olduğu haberi Fidel’e ulaştı ve 21 Aralık’ta silahsız olarak kampa geldiler. Hareket kabiliyetlerini kısıtlıyor diye silahlarını atmışlardı. Bu nedenle savaşın çok önemli bir kuralının göz ardı edilmesinden dolayı Fidel’den iyi bir azar işittiler. Che, “Savaş Anıları”nda Fidel’in o azarının bir gün bile akıllarından çıkmadığından bahseder.

Yeni bulunan bazı arkadaşları ve kendilerine katılan köylülerle birlikte savaşçı sayısı 21’e yükselmiştir. Silah sayısı ise o an için 12 idi. Dağlardan kentlere devrimin yolu bu sayılar üzerinde yükselecektir.

“(…)

Kölelikle işimiz yok bizim

Biz öfke ve azim doluyuz

Kan içicilerin ve onların yabancı efendilerinin

Saltanatlarına son vermek için

Kaldırdık bayrağını kutsal savaşın

Şan olsun Küba halkının önderliğine!

Şan olsun Fidel’e, Che’ye, Raul’a, Camilo’ya!”

(26 Temmuz Hareketi Marşı’ndan) 

(HATİCE EROĞLU AKDOĞAN - SENDİKA.ORG)

Dipnotlar:

[1] Hatice Eroğlu Akdoğan, Fidel Castro Kendi Gerçeğini Yaratan Efsane, sf.154

[2] Tad Szulc, Facritical Portrait Fidel, sf. 350

[3] Leycester Coltman, Yaşayan Devrimci Fidel Castro, sf.119

[4] Hatice Eroğlu Akdoğan, age, sf. 166

[5] Adys Cupull-Froilan Gonzalez, Cesur Bir Adam sf. 161

[6] Hatice Eroğlu Akdoğan, age. S. 165

[7] Tad Szulc, age. Sf.410-411

[8] Leycester Coltman, age.sf 132

[9] Leycester Coltman, age. Sf.132

Blogger tarafından desteklenmektedir.