Demirtaş’ın avukatı Karaman ve Prof. Dr. Adem Sözüer’den ‘Demirtaş’ değerlendirmesi
Demirtaş’ın avukatı Karaman, önceliklerinin AİHM kararlarının uygulanması olduğunu ancak müvekkilinin ‘çerçeve yasa’ kapsamında da tahliye edilebileceğini söylerken, Prof. Dr. Sözüer, “Çoktan serbest bırakılması gereken bir kişinin aftan yararlanıp yararlanmayacağını tartışıyoruz” dedi.
PKK’nin silah bırakma sürecine ilişkin hazırlanan ve kamuoyunda ‘çerçeve yasa’ olarak bilinen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” teklifi, 10 Ağustos’ta TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek kanunlaştı.
Yasanın kabul edilmesinin ardından, Kasım 2016’dan bu yana Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın düzenlemeden yararlanıp yararlanamayacağı kamuoyunda tartışılmaya başladı.
bianet’e konuşan Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman, öncelikli taleplerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanarak müvekkilinin tahliye edilmesi olduğunu söylerken, ‘çerçeve yasa’ bakımından da Demirtaş’ın kapsam dışında olmadığı görüşünde.
Ceza hukukçusu Prof. Dr. Adem Sözüer ise Demirtaş’ın durumunun ‘çerçeve yasa’ üzerinden tartışılmasını eleştirerek, öncelikle AİHM ve AYM kararlarının uygulanması gerektiğini söyledi.
Karaman: “Yasa kapsamında tahliye edilmelerinde tereddüt yok”
Avukat Karaman, öncelikli taleplerinin AİHM kararlarının uygulanması olduğunu belirtti.
Sayın Demirtaş hakkında verilmiş, kendisinin siyasi saiklerle tutuklu olduğunu tespit eden ve derhal tahliyesi zorunluluğuna işaret eden üç AİHM kararı mevcut. Bu kararlar uygulanmadı. Uygulanmaması, devletin uluslararası hukuktan doğan bu bağlayıcı sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor.
Elbette öncelikli amaç ve talebimiz Demirtaş ve Kobanî tutuklularının AİHM kararları doğrultusunda tahliye edilmesi. Ancak güncel tartışma itibarıyla da aslolanın Demirtaş ve arkadaşlarının özgürlüğü olduğunun altını çizerek, çerçeve yasa kapsamında kaldıklarını ve bu yasa kapsamında da tahliye edilecekleri konusunda bir tereddüt olmadığını belirteyim.
Demirtaş hakkında AİHM’in tutukluluğuna ilişkin birden fazla ihlal kararı bulunuyor. Mahkeme, 2018’de tutukluluğunun sona erdirilmesine, 2020’de ise Büyük Daire kararıyla derhal serbest bırakılması için gerekli tedbirlerin alınmasına hükmetti. AİHM, Temmuz 2025’te de Demirtaş’ın 20 Eylül 2019’dan sonraki tutukluluğunda özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğine karar verdi.
Prof. Dr. Sözüer: “Belirsizlikler giderilmeliydi”
İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Adem Sözüer ise düzenlemenin kapsamı ve uygulanmasına ilişkin belirsizlikler bulunduğu görüşünde.
Biz de böyle bir kanunun yapılması taraftarıyız. Çünkü silah bırakmak ve topluma dönmek isteyen bir örgüte ‘Hayır, yapmayın’ denmeyeceği aşikâr. Umut hakkı, af, erteleme; hepsi yapılabilir. O nedenle başta Prof. Dr. İzzet Özgenç olmak üzere birçok akademisyen bir alt komisyon kurulmasını ve orada belirsizliklerin giderilmesini istedik. Kim hangi koşullarda yararlanacak, kanunun hukuki niteliği af mı, yoksa koşula bağlı salıverme veya erteleme mi olacak? Ama maalesef bu önerilerimiz kabul edilmedi.
Kanunun uygulanmasında kim yararlanacak kim yaralanmayacak konusunda ki yetkiler yargıya değil yürütme organına veriliyor. Siyasi bir organ de elbette kararlarının politik çıkarlarına göre verecek. Günümüzdeki uygulamada öyle zaten iktidarla iyi geçinenler, parti değiştirenler tutuklanmıyor, serbest bırakılıyor.
Sözüer, Demirtaş’ın durumunun ‘çerçeve yasa’ üzerinden tartışılmasını da eleştirerek AİHM kararlarının öncelikle uygulanması gerektiğini söyledi.
Selahattin Demirtaş’ın durumunu tartışmak anormal ve üzücü. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre çoktan serbest kalması gerekiyor. Selahattin Demirtaş hakkında çok sayıda dava açılmış ve mahkûmiyet kararları verilmişti. Yargılanma süreci, yargılandığı yer, bulunduğu cezaevi dahi hukuk ve adalet ilkelerine aykırı.
Bu benim kişisel yorumum değil. AİHM’in Demirtaş kararı, adil bir yargılama yapılmadığını ve Demirtaş’a yönelik tutuklama dahil uygulamaların hukuki değil siyasi amaç taşıdığını; diğer bir deyişle, onu siyaseten tasfiye etmek için bu davaların kullanıldığını söylemektedir. Türkiye’ye yönelik ağır kararlardan biridir.
“Serbest bırakılması gerekirken aftan yararlanmasını tartışıyoruz”
Biz şimdi döndük, ‘Aftan yararlanır mı, yararlanmaz mı?’ diye soruyoruz. Ama affedilecek bir durumu olmadığını, çünkü adil yargılama yapılmadığını ve tutuklamanın haksız olduğunu AİHM söylüyor. Ortada bir garabet var; çünkü çoktan serbest bırakılması gereken bir kişinin şimdi aftan yararlanıp yararlanmayacağını tartışıyoruz.
Çerçeve yasanın bütün hatalarına, bütün yanlışlıklarına rağmen eğer bu yasanın bir şansı olacaksa, gerçekten toplumda kabul görecekse sadece Selahattin Demirtaş değil, Türkiye’nin önündeki AİHM ve AYM kararlarının uygulanması gerekiyor. Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman ve diğerlerinin tahliye edilmesi gerekiyor. Demirtaş diyoruz ama sadece Demirtaş değil; Figen Yüksekdağ ve diğer Kobanî davası tutukluları var.
Sadece benim değil Türkiye'deki her hukukçunun eleştirdiği bu yasanın olumlu bir sonucu olacaksa, Türkiye biraz hukuka dönecekse, öncelikle AİHM ve AYM’nin kararları uygulanmalıdır. Kimin yararlanıp yararlanmayacağı yürütmenin iki dudağının arasında olduğu bir kanunun faydalı olacağını, doğru olduğunu düşünmüyorum. Nitekim yargıya da egemen olmuş bir yürütmenin hukuksal ve yargısal alanlara müdahalelerinden şu ana kadar hiçbir olumlu sonuç doğduğu görülmedi. (BİANET)


